Erhan Aktaş Mealleri

A Â B C D E F G H İ K L M N R S Ş T V Y Z Hepsini göster
 
Fâtiha
 
  
1 Rahmeti Bol ve Kesintisiz Olan Allah’ın Adıyla1

1- Rahmân ve Rahim kelimeleri Rahmet kelimesinden türemiştir. Rahmân, Rahmetin bolluğunu, Rahim de bu bolluğun kesintisiz olduğunu ifade etmektedir.
2 Mutlak övgüye değer olan yalnızca Âlemlerin Rabb’i Allah’tır.
3 Onun Rahmeti Bol ve Kesintisizdir.
4 O, Hesap Günü’nün sahibidir.
5 Yalnız Sana kulluk1 eder ve yalnız Senden yardım dileriz.2

1-Her insan kaçınılmaz olarak kuldur. Bu seçime bağlı olmayıp. Zorunlu bir durumdur. Seçim kul olup olmamakla ilgili değil, kulluğun kime yapılacağı ile ilgilidir. Kulluk ya Allah’a ya da Allah’tan başka şeylere olur. Allah’a özgü olan kulluk gerçek özgürlüktür. Allah’tan başkasına olan kulluk ise köleliktir. Allah’a kul olmayan bir kimse; bir düşünceye, görüşe, doğaya, iktidara, sisteme, kişiye, unvana, paraya, dünya malına vs. kul olmak zorundadır. Bu kulluk doğası gereği köleliktir. İnsan yaşamında kulluğun kapsamadığı, kulluğun dışına tutulabilecek hiçbir alan yoktur. Bir Mü’min için kulluk, insanın rûhen ve bedenen bütün varlığı ile Allah’a bilinçli bir bağlılık ile yönelmesidir. İbâdet ve kulluk anlam olarak aynı şeydir: İbâdet kul kelimesinin mastarıdır. 2- Dûa; çağırmak, seslenmek, yardım istemek demektir. Dûa, Allah’a istek ve ihtiyaçlarını arz ederek Onun lütfunu desteğini, bağışlamasını ve yardımını istemektir (2:186). İnsan, dûa etmeden önce kendisine düşeni yapmalıdır. Kendisine düşeni yapmadan Allah’tan bir şey istemek samimiyetsizliktir. Yine Allah’tan istenilen şeyin doğru bir şey olması gerekir: İstediği şeyi hak edip etmediğini, hakkı olup olmadığını dikkate almalıdır. Dûa edenin, isteği kabul edildikten sonra, Allah’ı unutacak olması, dûasının kabul edilmesine engeldir. Allah’ın yanı sıra başka bir kimseye veya şeye dûa etmek şirktir.
6 Bize doğru yolu göster;
7 Nimet verdiklerinin1 yolunu. Gazâbına uğrayanların ve sapkınların yolunu değil.

1- Doğru yola ilettiklerinin, mutlak gerçeğe ulaştırdıklarının.
Bakara
Âl-i İmrân
Nisâ
Mâide
En’âm
A’râf
Enfâl
Tevbe
Yûnus
Hûd
Yûsuf
Ra’d
İbrahim
Hicr
Nahl
İsrâ
Kehf
Meryem
Tâ-Hâ
Enbiyâ
Hac
Mü’minûn
Nûr
Furkân
Şu’arâ
Neml
Kasas
Ankebût
Rûm
Lokman
Secde
Ahzâb
Sebe’
Fâtır
Yâsîn
Sâffât
Sâd
Zümer
Mü’min
Fussilet
Şûrâ
Zuhruf
Duhân
Câsiye
Ahkâf
Muhammed
Fetih
Hucurât
Kâf
Zâriyât
Tûr
Necm
Kamer
Rahmân
Vâkıa
Hadîd
Mücâdele
Haşr
Mümtehine
Saff
Cum’a
Münâfikûn
Tegâbün
Talâk
Tahrîm
Mülk
Kalem
Hâkka
Me’âric
Nûh
Cin
Müzzemmil
Müddessir
Kıyamet
İnsan
Mürselât
Nebe’
Nâzi’ât
Abese
Tekvîr
İnfitâr
Mutaffifîn
İnşikâk
Bürûc
Târık
A’lâ
Gâşiye
Fecr
Beled
Şems
Leyl
Duhâ
İnşirâh
Tîn
Alak
Kadr
Beyyine
Zilzâl
Âdiyât
Kâri’a
Tekâsür
Asr
Hümeze
Fil
Kureyş
Mâ’ûn
Kevser
Kâfirûn
Nasr
Tebbet
İhlâs
Felâk
Nâs