En’âm suresi

7 - A’râf suresi (206)

Enfâl suresi
  
8 O gün tartı yapılacağı gerçektir. Kimin sevabı ağır basarsa onlar umduklarına kavuşurlar.
9 Kimin sevabı hafif kalırsa onlar da âyetlerimiz karşısında yanlış davranmaları sebebiyle kendilerini harcamış olurlar.
11 Sizi yaratmıştık, sonra şekil vermiştik; sonra meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik. Hemen secde ettiler, İblis öyle yapmadı. O secde edenler arasında yoktu.
12 Allah dedi ki: “Emrettiğim zaman seni secdeden alıkoyan neydi?” “Beni ateşten, onu çamurdan yarattın. Ben ondan üstünüm” diye cevap verdi.”
13 “..İn oradan, orada büyüklenmek sana düşmez; çık, sen alçağın tekisin” demişti.
16 ... And olsun, insanlar için senin doğru yolunun üstünde oturacağım.
17 Sonra onlara; önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım. Göreceksin, çoğu sana teşekkür etmeyecektir.
18 Çık oradan; yerilmiş ve kovulmuş olarak. Hele onlardan biri sana uysun, sizin hepinizi Cehenneme dolduracağım.
27 Ey Ademoğulları! Sakın Şeytan başınızı derde sokmasın. Nitekim edep yerlerini kendilerine göstermek için ananızın ve babanızın elbisellerini soymuş ve onları o cennetten çıkarmıştı. O ve onun takımından olanlar sizi, sizin onları göremeyeceğiniz yerlerden görürler. Biz şeyttanları, inanmayanlara dost olacak hale soktuk.
28 Onlar çirkin bir iş işlediler mi, “Atalarımızdan böyle gördük. Allah da bize böyle emretmiştir” derler. De ki: “Allah çirkinlikleri emretmez. Yoksa siz bilmediğiniz şeyleri Allah’ın üstüne mi atıyorsunuz?”
29 De ki: “Rabbim adaletli davranmayı emretti. Siz, her secde yerinde ona yönelin. Dini, katkısız, ona has kılarak ona yalvarın. Sizi baştan yarattığı gibi yine ona döneceksiniz.”
30 Allah bir takımını doğru yola kabul etti. Bir takımı da sapkınlığı hak etti. Çünkü onlar Allah’tan önce o şeytanları kendilerine dost edindiler. Üstelik kendilerini doğru yolu tutmuş sanırlar.
34 Her topluluk için bir ecel vardır. Ecelleri gelince, ne bir an geri bırakılmalarını isteyebilirler, ne önüne geçebilirler.
50 Cehennem halkı cennet halkına şöyle seslenecektir: “O sudan ve Allah’ın size verdiği rızıktan bize de aktarın. Onlar diyecekler ki: Allah Teâlâ bunları kâfirlere haram kıldı.
51 Kâfirler, oyunu ve eğlenceyi kendilerine bir din, bir hayat biçimi edinenlerdir. Dünya hayatı onları aldattı. Bugün biz onları unutacağız; zaten onlar da böyle bir günle karşılaşacaklarını unutmuşlar ve âyetlerimizi bile bile inkâr etmişlerdi.
52 Biz onlara bir kitap göndermiş ve onu bilgiyle açıklamıştık. İman edecceklere doğru yolu göstersin ve bir ikram olsun diye göndermiştik.
53 Onlar onun tevîlinden başkasını mı bekliyorlar? Tevîli geldiği gün evvelce onu unutmuş olanlar şöyle diyeceklerdir: “Rabbimizin elçileri gerçekten doğruyu getirmişler. Bize şefaat edecek kimseler var mı ki şefaat etsinler. Ya da geri gönderilsek de yapıp ettiğimiz işlerden başkasını yapsak.” Onlar kendilerini tüketmiş kimselerdir. Uydurdukları şeyler de çekilip kaybolmuş olacaktır.
58 Verimli beldenin bitkisi Rabbinin izniyle çıkar. Verimsiz olanınki ise zar zor çıkar.
100 Eski halkının çekilmesinden sonra o toprağa yerleşenler için şu gerçek belli olmadı mı? Eğer istesek günahlarına karşılık onları da çarpardık. Ama kalpleri üstünde yeni bir tabiat oluştururuz, artık işitmezler.
104 Musa dedi ki, “Bak, Firavun! Ben âlemlerin Rabbinin bir elçisiyyim.
105 Bana düşen, Allah’a karşı gerçek dışı bir şey söylememektir. Size Rabbinizden bir mucize getirdim, İsrail oğullarını benimle beraber gönder.
118 Hak yerini buldu, onların yaptıkları da boşa gitti.
119 Orada yenildiler ve küçük düştüler.
129 İsrail oğulları Musa aleyhisselama demişlerdi ki: “Sen gelmeden önce de işkence gördük, geldikten sonra da.” Musa dedi ki: “Belki Rabbiniz düşmanlarınızı yok eder de bu toprakta sizi onların halifesi yapar. Sonra da nasıl davranacağınıza bakar.”
157 Yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı bulacakları ümmi Peygambere uyanlara; işte onlara o Peygamber iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar. İyi şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Sırtlarından ağır yükleri, boyunlarından demir halkaları kaldırır atar. Kim ki ona inanır, onu saygıyla destekler, ona yardım eder, onunla birlikte gönderilen o Nur’a uyarsa; işte onlar umduklarına kavuşurlar.
165 Ne zaman ki, kendilerine verilen öğüdü dikkate almadılar, kötülüğe karşı mücadele verenleri kurtardık. O yanlışı yapanları da, yoldan çıkmalarına karşılık kötü bir azaba çarptırdık.
166 Yapılan engellemelere baş kaldırıp direnince onlara, “aşağılık maymunlar olun, dedik.”
171 Bir gün o dağı yerinden koparıp tepelerine kaldırdık, sanki bir gölgelik gibi oldu. Üstlerine düşecek sandılar. “Size verdiğimize sıkı sarılın, onda olanı aklınızdan çıkarmayın, belki sakınırsınız” dedik.
172 Rabbin, Âdemoğullarından, onların bellerinden nesillerini aldığında (erginlik çağına girdiklerinde) onları kendilerine karşı şahit tutarak “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” der. Onlar da: “Evet Rabbimizsin. Biz buna şahidiz.” derler. Artık Kıyâmet günü; “biz bunun farkında değildik” diyemezsiniz.
173 Şunu da diyemezsiniz: “Önceden ortak koşanlar babalarımızdı. Biz ise onlardan sonra gelen bir nesil idik. O batıla sapanların işledikllerinden ötürü bizi yok mu edeceksin?”
174 İşte o belgeleri böyle açık açık anlatırız. Belki dönerler.
179 Cinlerden ve insanlardan bir çoğunu gerçekten Cehennem için yaratmış olduk. Onların da kalpleri vardır, onunla kavramazlar. Onların da gözleri vardır, onlarla görmezler. Onların da kulakları vardır, onlarla işitmezler. Onlar; en’âm (koyun, sığır ve deve) gibidirler; hayır, daha da düşüktürler. Gafiller işte onlardır.
188 (Ya Muhammed) De ki: Ben kendime bile ne fayda ne zarar verebbilecek güçte değilim; Allah vermiş başka.
203 Onlara bir âyet getirmediğin zaman “bir yerden derleseydin ya?” derler. De ki: “Rabbim tarafından bana ne vahyedilirse ben ona uyarrım.

En’âm suresi

Enfâl suresi